Havza Haber Ajansı’nın haberine göre, İran İslam İnkılabı tarihi, azılı düşmanların çeşitli komploları ve entrikaları karşısında direniş, sebat ve zaferlerle dolu inişli çıkışlı bir mücadelenin hikâyesidir. İslam İnkılabı'nın zaferinin ilk günlerinden itibaren küresel emperyalizm ve bölgesel müttefikleri, yeni kurulan İslam Cumhuriyeti nizâmını devirmek amacıyla bütün güçleriyle harekete geçtiler. Sekiz yıllık dayatılmış savaş, ağır ekonomik yaptırımlar, terörist ve ayrılıkçı gruplara verilen destekler ve geniş çaplı medya propagandaları, bu örgütlü saldırıların yalnızca bir bölümünü oluşturuyordu.
Buna rağmen bu komploların hiçbiri hedefine ulaşmadı. Aksine İran İslam Cumhuriyeti, ilahi bir rehberlik anlayışına sahip rehberlik ve milli iradeye dayanarak her aşamadan daha güçlü bir şekilde çıktı ve yaklaşık beş on yıl boyunca kendi varlığını ve direncini kanıtladı.
Tarih boyunca geçici güçler ile kalıcı hakikatler arasındaki karşıtlık daima açıkça görülmüştür. İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı Batı medyasının söylemlerinde sert eleştirileriyle öne çıkan isimlerden biri olan Lindsey Graham, sürekli olarak İran İslam Cumhuriyeti’nin sona ereceğini öngören, heyecanlı ve temelsiz değerlendirmeler yapan çevrelerin bir örneğiydi.
Ancak bugün, onun ani bir ölümle dünya sahnesinden silindiği görülürken, onun ve benzerlerinin öne sürdüğü çöküş gerçekleşmemiştir. Aksine İran İslam Cumhuriyeti’nin gücü, her zamankinden daha sağlam bir şekilde yoluna devam etmektedir.
Tarih göstermiştir ki sahte güçler ve duygusal, aceleci analizler; hakikatin güneşi karşısında yok olan geçici gölgelerden ibarettir. Aynı tehditkâr dille İran nizâmının düşüşünü müjdeleyen birçok Amerikalı siyasetçi ve analistin bugün artık isimleri bile hatırlanmamaktadır. Onlar gittiler ve yenilmez olduğunu sandıkları vaatlerini de beraberlerinde toprağa gömdüler...
Buna karşılık İran İslam Cumhuriyeti, yalnızca bütün komploları aşmakla kalmadı; her yeni meydan okumayla birlikte küresel zorluklarla mücadele konusundaki hazırlığını ve direncini yeniden ortaya koydu.
Bu açık çelişki; “düşmanın kehanetlerinin ölümü” ile “İslamî nizâmın görkemli varlığı” arasındaki fark, gerçek gücün Batılı siyasetçilerin gürültülü sözlerinde değil; iman ve ilahî idealler üzerine kurulu bir milletin ortak iradesinde bulunduğunun göstergesidir.
Lindsey Graham ve onunla aynı düşüncedeki kişiler, yıkım çabalarında aslında İran İslam Cumhuriyeti’nin köklü oluşu ve kalıcılığına istemeden tanıklık etmiş oldular. Çünkü düşman ne kadar tehdit kılıcının üzerinde yürürse yürüsün, bu nizâmın sağlamlığı, her türlü yok oluş vehmini boşa çıkaran bir engel olmaya devam etmektedir.
Bugün geçen zamanla birlikte açıkça görülmüştür ki, İran İslam Cumhuriyeti’nin mukaddes nizâmının düşeceğini ilan edenler, kendileri yok oluşun ve unutulmanın girdabına sürüklenmiş veya sürükleneceklerdir...
İran İslam Cumhuriyeti hâlâ dünyada güçlü bir ülke olarak ayakta durmaktadır. Bu, siyasi iddialar sayesinde değil; hak yolunda direnmesi ve ilahî vaatlerin himayesinde zulme karşı mücadele etmesi sayesinde gerçekleşmiştir.
Bu büyük karşılaşmada geriye yalnızca şu hakikat kalır:
“Düşmanlar gelir ve gider; ancak şehitlerin kanından doğan, Allah katında diri olan ve rızıklandırılanların mirası olan hakikat ve bu sistem, ebedî ve kalıcı olacaktır.” İnşallah.
Mustafa Emini
yorumunuz